EVRİMİN
MOLEKÜLER ÇIKMAZI
Mucize Molekül DNA

Vücuttaki 100 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunan
DNA adlı molekül, insan vücudunun eksiksiz bir yapı planını
içerir. Bir insana ait bütün özelliklerin bilgisi, dış görünümünden
iç organlarının yapılarına kadar DNA'nın içinde özel bir şifre
sistemiyle kayıtlıdır. |
Buraya kadar incelediklerimizin gösterdiği gibi, evrim teorisi
moleküler düzeyde tam bir açmazdadır. Amino asitlerin oluşumu evrimciler
tarafından hiçbir şekilde aydınlatılamamıştır. Proteinlerin oluşumu
ise başlı başına bir muammadır. Üstelik, sorun yalnızca amino asit
ve proteinlerle sınırlı kalmaz; bunlar sadece bir başlangıçtır.
Bunların da ötesinde asıl olarak, hücre denen mükemmel canlı evrimciler
açısından dev bir çıkmaz oluşturur. Çünkü hücre yalnızca amino asit
yapılı proteinlerden oluşmuş bir yığın değildir. Yüzlerce gelişmiş
sistemi bulunan, insanoğlunun halen tüm sırlarını çözemediği karmaşıklıkta
bir canlıdır. Oysa evrimciler, değil bu sistemlerin, hücrenin yapıtaşlarının
bile nasıl meydana geldiklerini açıklayamazlar.
Canlılığın kökenini rastlantılarla açıklama gayretindeki evrim
teorisi, hücredeki en temel moleküllerin varlığına bile tutarlı
bir izah getirememişken, genetik bilimindeki ilerlemeler ve nükleik
asitlerin, yani DNA ve RNA'nın keşfi, teori için yepyeni çıkmazlar
oluşturdu. 1955 yılında James Watson ve Francis Crick adlı iki bilim
adamının çalışmaları DNA'nın inanılmaz derecedeki karmaşık yapısını
ve tasarımını gün ışığına çıkardı.
Vücuttaki 100 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunan
DNA adlı molekül, insan vücudunun eksiksiz bir yapı planını içerir.
Bir insana ait bütün özelliklerin bilgisi, dış görünümünden iç organlarının
yapılarına kadar DNA'nın içinde özel bir şifre sistemiyle kayıtlıdır.
DNA'daki bilgi, bu molekülü oluşturan dört özel molekülün diziliş
sırası ile kodlanmıştır. Nükleotid (veya baz) adı verilen bu moleküller,
isimlerinin baş harfleri olan A, T, G, C ile ifade edilirler. İnsanlar
arasındaki tüm yapısal farklar, bu harflerin diziliş sıralamaları
arasındaki farktan doğar. Bu, dört harfli bir alfabeden oluşan bir
tür bilgi bankasıdır. DNA'daki harflerin diziliş sırası, insanın
yapısını en ince ayrıntılarına dek belirler. Boy, göz, saç ve cilt
rengi gibi özelliklerin yanısıra, vücuttaki 206 kemiğin, 600 kasın,
10.000 işitme siniri ağının, 2 milyon optik sinir ağının, 100 milyar
sinir hücresinin ve 100 trilyon hücrenin planları tek bir hücrenin
DNA'sında mevcuttur. Eğer DNA'daki bu genetik bilgiyi kağıda dökmeye
kalksak, yaklaşık 500'er sayfalık 900 ciltten oluşan dev bir kütüphane
oluşturmamız gerekir. Ama bu inanılmaz hacimdeki bilgi, DNA'nın
"gen" adı verilen parçalarında şifrelenmiştir.
DNA Tesadüfen Oluşabilir mi?
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Bir geni oluşturan
nükleotidlerde meydana gelecek bir sıralama hatası, o geni tamamen
işe yaramaz hale getirecektir. İnsan vücudunda yaklaşık 30 bin gen
bulunduğu düşünülürse, bu genleri oluşturan milyonlarca nükleotidin
doğru sıralamada tesadüfen oluşabilmelerinin kesinlikle imkansız
olduğu görülür. Evrimci bir biyolog olan Frank Salisbury bu imkansızlıkla
ilgili olarak şunları söyler:
Orta büyüklükteki bir protein molekülü, yaklaşık 300 amino asit
içerir. Bunu kontrol eden DNA zincirinde ise, yaklaşık 1000 nükleotid
bulunacaktır. Bir DNA zincirinde dört çeşit nükleotid bulunduğu
hatırlanırsa, 1000 nükleotidlik bir dizi, 41000 farklı şekilde olabilecektir.
Küçük bir logaritma hesabıyla bulunan bu rakam ise, aklın kavrama
sınırının çok ötesindedir.1
41000'de bir, "küçük bir logaritma hesabı" sonucunda, 10620'de bir
anlamına gelir. Bu sayı 10'un yanına 620 sıfır eklenmesiyle elde
edilir. 10'un yanında 11 tane sıfır 1 trilyonu ifade ederken, 620
tane sıfırlı bir rakamın gerçekten de kavranması mümkün değildir.
| 
DNA molekülü modeli ile görülen Watson
ve Crick
|
Nükleotidlerin tesadüfen biraraya gelerek RNA ve DNA'yı oluşturmasının
imkansızlığını, evrimci Fransız bilim adamı Paul Auger de şöyle
ifade etmektedir:
Rastgele
kimyasal olaylar sayesinde nükleotidler gibi karmaşık moleküllerin
ortaya çıkışı konusunda bence iki aşamayı net bir biçimde birbirinden
ayırmamız gerekir; tek tek nükleotidlerin üretilmesi -ki bu belki
mümkün olabilir- ve bunların çok özel seriler halinde birbirine
bağlanması. İşte bu ikincisi, olanaksızdır.2
Uzun yıllar moleküler
evrim teorisine inanan Francis Crick bile DNA'yı keşfettikten
sonra, böylesine kompleks bir molekülün tesadüfen, kendi kendine,
bir evrim süreci sonucunda oluşamayacağını itiraf etmiş ve şöyle
demiştir: "Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam
ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde
ortaya çıkmıştır."3
Evrimci
Prof. Dr. Ali Demirsoy da, DNA'nın meydana gelmesi hakkında şu
itirafı yapmak zorunda kalır: "Bir proteinin ve çekirdek asitinin
(DNA-RNA) oluşma şansı tahminlerin çok ötesinde bir olasılıktır.
Hatta belirli bir protein zincirinin ortaya çıkma şansı astronomik
denecek kadar azdır."4
| 
Prof. Francis Crick:
"Hayat, ancak
bir mucize
ile ortaya çıkmış
olabilir.
|
Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vardır: DNA, yalnız protein
yapısındaki birtakım enzimlerin yardımı ile eşlenebilir. Ama bu
enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler doğrultusunda gerçekleşir.
Birbirine bağımlı olduklarından, eşlemenin meydana gelebilmesi için
ikisinin de aynı anda var olmaları gerekir. Amerikalı mikrobiyolog
Jacobson, bu konuda şöyle der:
İlk canlının ortaya çıktığı zaman, üreme planlarının,
çevreden madde ve enerji sağlamanın, büyüme sırasının, bilgileri
büyümeye çevirecek mekanizmaların tamamına ait emirlerin o anda
ve birarada bulunmaları gerekmektedir. Bunların hepsinin kombinasyonu
tesadüfen gerçekleşemez.5
Yukarıdaki ifadeler, James Watson ve Francis Crick tarafından DNA'nın
yapısının aydınlatılmasından iki yıl sonra yazılmıştı. Ancak bilimdeki
tüm gelişmelere rağmen, bu sorun evrimciler için çözümsüz olmaya
devam etmektedir. Alman bilim adamları Junker ve Scherer de canlılık
için gerekli moleküllerin hepsinin sentezinin ayrı ayrı koşullar
gerektirdiğine dikkat çekerler. Bu ise, Junker ve Scherer'e göre,
yaşam için gereken birçok farklı maddenin biraraya gelme şansının
hiç olmadığını göstermektedir:
Kimyasal evrim için gerekli
tüm moleküllerin elde edileceği bir deney bilinmiyor. Dolayısıyla
çeşitli moleküllerin değişik yerlerde çok uygun koşullarda üretilip,
hidroliz ve fotoliz gibi zararlı etmenlere karşı korunup, yeni
bir reaksiyon bölgesine taşınması gerekmektedir. Burada tesadüften
bahsedilemez, çünkü böyle bir olayın gerçekleşme ihtimali yoktur.
6
Kısacası evrim teorisi, moleküler düzeyde gerçekleştiği iddia edilen
evrimsel oluşumlardan hiçbirisini ispatlayabilmiş değildir. Bilimin
ilerlemesi ise bu sorulara cevap üretmek bir yana, soruları daha
da kompleks ve içinden çıkılamaz hale getirmektedir.
Ama evrimciler, tüm bu imkansız senaryolara büyük birer bilimsel
gerçek gibi inanmaktadırlar. Çünkü yaratılışı kabul etmemek için
kendilerini şartlandırmışlardır ve bu durumda imkansıza inanmaktan
başka seçenekleri yoktur. Avustralyalı ünlü moleküler biyolog Michael
Denton, Evolution: A Theory in Crisis (Evrim: Kriz İçinde Bir Teori)
adlı kitabında bu durumu şöyle anlatır:
Yüksek organizmaların
genetik programlarının yapısı, milyarlarca bit (bilgisayar birimi)
bilgiye ya da bin ciltlik küçük bir kütüphanenin içindeki tüm
harflerin dizilime eşdeğerdir. Bu denli kompleks organizmaları
oluşturan trilyonlarca hücrenin gelişimini belirleyen, emreden
ve kontrol eden sayısız karmaşık işlevin tamamen rastlantıya dayalı
bir süreç sonucunda oluştuğunu iddia etmek ise, insan aklına yönelik
bir saldırıdır. Ama bir Darwinist, bu düşünceyi en ufak bir şüphe
belirtisi bile göstermeden kabul eder!7
Evrimcilerden İtiraflar
Olasılık
hesapları, proteinler ve nükleik asitler (RNA ve DNA) gibi
kompleks moleküllerin tek tek tesadüfen oluşmalarının imkansız
olduğunu göstermektedir. Ancak evrimciler için daha da büyük
sorun, yaşam için bu kompleks moleküllerin hepsinin aynı anda
ve birarada bulunması zorunluluğudur. Bu gerçek karşısında
evrim teorisi tümüyle çaresizdir. Önde gelen bazı evrimciler
bu konuda itiraflarda bulunurlar. Örneğin San Diego California
Üniversitesi'nden Stanley Miller'in ve Francis Crick'in çalışma
arkadaşı olan ünlü evrimci Dr. Leslie Orgel şöyle demektedir:
"Son
derece kompleks yapılara sahip olan proteinlerin ve nükleik
asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal
olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların
birisi olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla
insan, yaşamın kimyasal yollarla ortaya çıkmasının asla
mümkün olmadığı sonucuna varmak zorunda kalmaktadır."
a
Aynı gerçek, diğer bazı ünlü evrimci bilim
adamları tarafından da kabul edilir:
"DNA,
katalitik proteinlerin ve enzimlerin yardımı olamadan yaptığı
işi, yeni DNA üretmek de dahil olmak üzere, yapamaz. Kısacası
DNA olmadan proteinler var olmaz, ama DNA da proteinler
olmadığı durumda oluşmaz".
b
"Nasıl oldu da
genetik bilgi, onu yorumlayan mekanizmalarla (ribozomlar
ve RNA molekülleri ile) birlikte ortaya çıktı? Bu soru karşısında
kendimizi bir cevapla değil, hayranlık ve şaşkınlık duyguları
ile tatmin etmemiz gerekiyor." c
a. 1 Leslie E. Orgel, "The
Origin of Life on Earth", Scientific American, vol. 271,
October 1994, p. 78
b. John Horgan, "In the Beginning",
Scientific American, vol. 264, February 1991, p. 119
c. Douglas R. Hofstadter, Gödel,
Escher, Bach: An Eternal Golden Braid, New York, Vintage
Books, 1980, p. 548
|
1.
Frank B. Salisbury, "Doubts about the Modern Synthetic Theory
of Evolution", American Biology Teacher, Eylül 1971, s. 336.
2.
Paul Auger, De La Physique Theorique a la Biologie, 1970, s. 118.
3.
Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon
& Schuster, 1981, s. 88.
4.
Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984,
s. 39.
5.
Homer Jacobson, "Information, Reproduction and the Origin of
Life", American Scientist, Ocak 1955, s.121.
6.
Reinhard Junker & Siegfried Scherer, "Entstehung Gesiche
Der Lebewesen", Weyel, 1986, s. 89.
7.
Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnett Books,
1985, s. 351.
|