İNSANIN
EVRİMİ SENARYOSU
Homo Habilis: İnsan Yapılmak İstenen
Maymun
Australopithecuslar'ın iskelet ve kafatası yapılarının şempanzelerden
neredeyse farksız oluşu ve canlıların dik yürüdükleri iddiasının
da sağlam kanıtlarla çürütülmesi, evrimci paleoantropologları oldukça
zor durumda bırakmıştır. Çünkü hayali evrim şemasında Australopithecuslar'dan
sonra Homo erectus gelir. Homo erectus, isminin başındaki "Homo"
yani "insan" teriminden de anlaşıldığı gibi bir insan grubudur ve
iskeleti de tamamen diktir. Kafatası hacmi Australopithecuslar'ın
iki katı kadardır. Şempanze benzeri bir maymun türü Australopithecuslar'dan,
modern insandan farksız bir iskelete sahip olan Homo erectus'a geçmek
ise, evrimci teoriye göre bile mümkün değildir. Dolayısıyla "bağlantı"lar,
yani "ara form"lar gerekir. İşte Homo habilis kavramı, bu zorunluluktan
doğmuştur.
Homo habilis sınıflandırması 1960'lı yıllarda ailece "fosil avcısı"
olan Leakey'ler tarafından ortaya atıldı. Leakey'lere göre, Homo
habilis olarak sınıflandırdıkları bu yeni tür canlı, dik yürüme
yeteneğine, göreceli olarak büyük bir beyin hacmine, taştan ve tahtadan
alet kullanma yeteneğine sahipti. Bu sebeple insanın atası olabilirdi.
Oysa 80'li yılların ortalarından sonra bulunan aynı türe ait yeni
fosiller, bu görüşü tamamen değiştirecekti. Yeni bulunan fosillere
dayanan Bernard Wood ve Loring Brace gibi araştırmacılar, bunların,
"alet kullanabilen insan" anlamına gelen Homo habilis yerine, "alet
kullanabilen Güney Afrika maymunu" anlamına gelen Australopithecus
habilis olarak sınıflandırılması gerektiğini söylediler. Çünkü Homo
habilis, Australopithecus ismi verilen maymunlarla birçok ortak
özellikler taşıyordu. Aynı Australopithecus gibi uzun kollu, kısa
bacaklı ve maymunsu bir iskelet yapısına sahipti. El ve ayak parmakları
tırmanmaya uyumluydu. Çene yapıları tamamen günümüz maymunlarınınkine
benziyordu. 550 cc.'lik beyin hacimleri de bunların birer maymun
olduklarının en iyi göstergesiydi. Kısacası bazı evrimciler tarafından
ayrı bir tür olarak gösterilen Homo habilis, gerçekte tüm diğer
Australopithecuslar gibi bir maymun türüydü.
İlerleyen yıllarda yapılan araştırmalar, Homo habilis'in gerçekten
de Australopithecus'tan farklı bir canlı olmadığını ortaya koydu.
1984 yılında Tim White tarafından bulunan OH 62 iskelet ve kafatası
fosili, bu türün günümüz maymunlarınınki gibi küçük beyin hacmine,
dallara tırmanmaya yarayan uzun kollara ve kısa bacaklara sahip
olduğunu gösterdi.
Amerikalı antropolog Holly Smith'in 1994 yılında yaptığı detaylı
analizler de yine Homo habilis'in aslında "Homo" yani insan değil,
maymun olduğunu gösterdi. Smith, Australopithecus, Homo habilis,
Homo erectus ve Homo neandertalensis türlerinin dişleri üzerinde
yaptığı analizler hakkında şöyle diyordu:
Dişlerin gelişimi ve
yapısı kriterine dayanarak yaptığımız analizler, Australopithecines
ve Homo habilis türlerinin Afrika maymunlarıyla aynı kategoride
olduklarını, ancak Homo erectus ve Neandertal türlerinin modern
insanlarla aynı yapıya sahip olduğunu göstermektedir.1
HOMO HABILIS: DİĞER
BİR MAYMUN
Evrimciler
uzun bir süre Homo habilis olarak isimlendirdikleri canlıların
dik yürüyebildiklerini savundular. Böylece maymundan insana
geçişi gösteren bir halka bulduklarını düşünüyorlardı. Ancak
Tim White'ın 1986 yılında bulduğu ve OH 62 ismini verdiği
yeni Homo habilis fosili bu iddialarını çürüttü. Bu fosil
parçaları Homo habilis'ingünümüz maymunlarında olduğu gibi
uzun kollara ve kısa bacaklara sahip olduğunu gösteriyordu.
Bu fosil Homo habilis'in iki ayağı üzerinde dik yürüyebilen
bir canlı olduğu iddiasının sonunu getirdi.Homo habilis bir
maymun türünden başka birşey değildi.
Homo
habilis türünün çene özelliklerini en iyi şekilde tanımlayan
fosil ise, soldaki "OH 7 Homo habilis" olmuştur.
Bu çene fosilinin büyük kesici dişleri vardır. Azı dişleri
küçüktür. Çenenin şekli ise dörtgen şeklindedir. Bütün bu
özellikleri ile bu çene günümüz maymunlarınınkine çok benzer.
Bir başka deyişle, Homo habilis'in çenesi de bu canlının bir
maymun olduğunu ortaya koymaktadır.
|
Aynı yıl Fred Spoor,
Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi uzmanı çok farklı
bir yöntemle yine aynı sonuca ulaştılar. Bu yöntem, insan ve maymunların
iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya yarayan yarı-çembersel
kanalların karşılaştırmalı analizine dayanıyordu. Dik yürüyen insanların
kanalları ile, eğik yürüyen maymunların kanalları birbirlerinden
somut bazı farklılıklarla ayrılıyorlardı. Spoor, Wood ve Zonneveld'in,
inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası Homo habilis örneklerinin
iç kulak kanalları modern maymunlarınkiyle aynıydı. Homo erectus'un
iç kulak kanalları ise, aynı modern insanlardaki gibiydi.2Bu
bulgu çok önemli iki sonucu göstermekteydi:
(1) Homo habilis adıyla anılan fosiller, gerçekte
"Homo" yani insan sınıflamalarına değil, Australopithecus (maymun)
sınıflamalarına dahildi.
(2) Hem Homo habilis hem de Australopithecus türleri, eğik yürüyen,
yani maymun iskeletine sahip canlılardı. İnsanlarla ilgileri yoktu.
Homo Rudolfensis: Yanlış Yapıştırılan Yüz
Homo rudolfensis terimi, 1972 yılında bulunan
birkaç fosil parçasına verilen isimdir. Söz konusu fosil parçaları
Kenya'daki Rudolf nehri civarında bulunduğu için, bu fosilin temsil
ettiği varsayılan türe de Homo rudolfensis adı verilmiştir. Çoğu
paleoantropolog ise bu fosillerin aslında ayrı bir türe ait olmadığını,
Homo rudolfensis denen canlının da aslında bir Homo habilis, yani
bir maymun türü olduğunu kabul etmektedir.
Fosilleri bulan Richard Leakey, 2.8 milyon yıl yaş biçtiği ve "KNM-ER
1470" olarak adlandırdığı kafatasını antropoloji tarihinin en büyük
buluşu gibi tanıtmış ve büyük yankı uyandırmıştı. Australopithecus
gibi küçük bir kafatası hacmi olan, ancak insansı bir yüze sahip
bulunan canlı, Leakey'e göre, Australopithecus ile insan arasındaki
kayıp halkaydı. Ancak bir süre sonra anlaşılacaktı ki, KNM-ER 1470
kafatasının bilimsel dergilere kapak olan "insansı" yüzü, gerçekte
kafatası parçalarını birleştirirken yapılan -belki de kasıtlı- hataların
sonucuydu. İnsan yüzü anatomisi üzerinde çalışmalar yapan Prof.
Tim Bromage, 1992 yılında bilgisayar simülasyonları yardımıyla ortaya
çıkardığı bu gerçeği şöyle özetler:
KNM-ER 1470'in rekonstrüksiyonu
yapılırken, yüz, aynı modern insanlarda olduğu gibi, kafatasına
neredeyse tam paralel bir biçimde inşa edilmişti. Oysa yaptığımız
incelemeler, yüzün kafatasına daha eğimli bir biçimde inşa edilmiş
olmasını gerektirmektedir. Bu ise aynı Australopithecus'da gördüğümüz
maymunsu yüz özelliğini meydana getirir.3
|
Kulak Analizi Sonucu:
MAYMUNDAN İNSANA GEÇİŞ YOK |
| İnsan
ve maymunların iç kulaklarında yer alan yarı-çembersel kanalların
karşılaştırmalı analizi, insanın atası olarak gösterilen
canlıların gerçekte sıradan birer maymun olduğunu göstermiştir.
Australopithecus ve Homo habilis türleri maymun iç kulak
kanallarına, Homo erectus ise insan iç kulak kanalına sahiptir.
|
Bu konuda evrimci paleoantropolog J. E. Cronin de şöyle der:
Kaba olarak biçimlendirilmiş
yüz, düşük kafatası genişliği ve büyük azı dişler gibi ilkel özellikler,
KNM-ER 1470'in Australopithecus ile paylaştığı ilkel özelliklerdir...
KNM-ER 1470, diğer erken Homo örnekleri gibi, öteki ince yapılı
Australopithecuslar'la birçok yapısal ortak özellik taşır. Bu
özellikler, diğer sonraki geç Homo örneklerinde (yani Homo erectus'ta)
bulunmaz.4
Michigan Üniversitesi'nden C.
Loring Brace ise çene ve diş yapısı üzerinde yaptığı analizlerde
1470 kafatası hakkında yine aynı sonuca varmıştır: "Çenenin büyüklüğü
ve azı dişlerinin kapladığı yerin genişliği, ER 1470'in tam anlamıyla
bir Australopithecus yüz ve dişlerine sahip olduğunu göstermektedir."5
KNM-ER 1470 üzerinde en az Leakey kadar incelemede bulunmuş olan
John Hopkins Üniversitesi paleoantropoloğu Prof. Alan Walker da,
bu canlının Homo habilis ya da Homo rudolfensis gibi bir "Homo"
yani insan türüne dahil edilmemesi, aksine Australopithecus sınıfına
sokulması gerektiğini savunmaktadır.6
Kısacası, Australopithecuslar ile Homo erectus arasında bir geçiş
formu gibi gösterilmeye çalışılan Homo habilis ya da Homo rudolfensis
gibi sınıflamalar tamamen hayalidir. Bu canlılar bugün çoğu araştırmacının
kabul ettiği gibi, Australopithecus serisinin birer üyesidirler.
Bütün anatomik özellikleri, bu canlıların birer maymun türü olduklarını
göstermektedir.
Bu gerçek, Bernard Wood ve Mark Collard adlı iki evrimci antropoloğun
1999 yılında Science dergisinde yayınlanan incelemeleriyle daha
da belirgin hale gelmiştir. Wood ve Collard, Homo habilis ve Homo
rudolfensis (Skull 1470 türü) kategorilerinin hayali olduğunu, aslında
bu kategorilere dahil edilen fosillerin Australopithecus sınıflaması
içinde incelenmesi gerektiğini şöyle açıklamışlardır:
Daha yakın zamanda, fosil türleri, mutlak beyin hacmi, dil yeteneği
konusundaki çıkarımlar ve el fonksiyonu ve taştan aletler yapma
becerileri konusundaki kurgular gibi temellere dayanılarak, Homo
kategorisine dahil edilmiştir. Bir kaç istisna haricinde, bu (Homo)
cinsin insan evrimi içindeki tanımı ve kullanımı ve Homo'nun sınırının
belirlenişi, sanki sorunsuz bir olgu gibi kabul edilmiştir. Ama...
yeni bulgular, mevcut bulgulara getirilen yeni yorumlar, ve paleoantropolojik
kayıtlar üzerindeki kısıtlamalar, sınıflamaları Homo cinsine dahil
etmek için kullanılan kriterleri geçersiz hale getirmektedir...
Pratikte, fosilleşmiş hominid türleri, Homo kategorisine, dört temel
kriterden biri veya daha fazlasına göre dahil edilmektedir... Oysa
şimdi açık hale gelmiştir ki, bu kriterlerin hiç biri tatminkar
değildir. Kafatası hacmi problemlidir, çünkü mutlak beyin kapasitesinin
biyolojik bir önemi olduğu varsayımı tartışmalıdır. Aynı şekilde,
konuşma fonksiyonunun beynin genel görünümünden güvenilir şekilde
çıkarsanamayacağına dair oldukça tatmin edici kanıtlar vardır ve
beynin konuşma ile ilgili bölgelerinin, daha önceki çalışmaların
ima ettiğinin aksine lokalize olmadığına dair kanıtlar vardır...
Bir başka deyişle, H. habilis ve H. rudolfensis'e
ait fosil bulgular eklendiğinde, Homo cinsi iyi bir cins değildir.
Dolayısıyla, H. habilis ve H. rudolfensis, Homo cinsinden çıkarılmalıdır...
Şu an için, hem H. habilis'in hem de H. rudolfensis'in Australopithecus
cinsine geçirilmesini öneriyoruz.7
Wood ve Collard'ın vardığı sonuç, anlattığımız gerçeği doğrulamaktadır:
Tarihte "ilkel insan ataları" yoktur. Bu şekilde gösterilen canlılar,
gerçekte Australopithecus kategorisine dahil edilmeleri gereken
maymunlardır. Fosil kayıtları, bu soyu tükenmiş maymunlar ile, fosil
kayıtlarında aniden ortaya çıkan Homo yani insan türü arasında hiç
bir evrimsel ilişki olmadığını göstermektedir.
Homo Erectus ve Sonrası: Gerçek İnsanlar
Evrimcilerin hayali şemasına göre Homo türünün kendi içindeki evrimi
şöyledir: Önce Homo erectus, sonra Homo sapiens archaic ve Neandertal
insanı, sonra da Cro-magnon Adamı ve günümüz insanı... Oysa bu sınıflamaların
hepsi, gerçekte sadece özgün insan ırklarıdır. Aralarındaki fark,
bir eskimo ile bir zenci ya da bir pigme ile Avrupalı arasındaki
farktan daha büyük değildir. Öncelikle
evrimcilerin en ilkel tür saydıkları Homo erectus'u inceleyelim.
"Erect" terimi "dik" demektir. Homo erectus ise "dik yürüyen insan"
anlamına gelir. Evrimciler bu insanları, "erect" sıfatı ile öncekilerden
ayırmak zorunda kalmışlardır. Çünkü eldeki tüm Homo erectus fosilleri,
Australopithecus ya da Homo habilis örneğinde görülmediği kadar
diktir. Modern insanın iskeleti ile Homo erectus iskeleti arasında
hiçbir fark yoktur.
Evrimcilerin Homo erectus'u "ilkel" saymaktaki en önemli dayanakları
ise, kafatası hacminin (900-1100 cc.) modern insanın ortalamasından
küçüklüğü ve kalın kaş çıkıntılarıdır. Oysa bugün de dünyada Homo
erectus'la aynı kafatası ortalamasında pek çok insan yaşamaktadır
(örneğin pigmeler) ve bugün de çeşitli ırklarda kaş çıkıntıları
vardır (örneğin Avusturalya yerlileri Aborijinler'de).
Kafatası hacmi farklılığının zeka ve beceri yönünden hiçbir fark
oluşturmadığı ise bilinen bir gerçektir. Zeka, beynin hacmine göre
değil, beynin kendi içindeki organizasyonuna göre değişir.8
Homo erectus'u dünyaya tanıtan
fosiller, her ikisi de Asya'da bulunan Pekin Adamı ve Java Adamı fosilleriydi.
Ancak zamanla bu iki kalıntının da güvenilir olmadıkları anlaşıldı.
Pekin Adamı, sadece alçıdan yapılmış ve aslı kaybolmuş modellerden
ibaretti, Java Adamı ise bir kafatası parçası ile, ondan metrelerce
uzakta bulunmuş bir leğen kemiğinden oluşuyordu ve bunların aynı canlıya
ait olduğuna dair hiçbir gösterge yoktu. Bu nedenle Afrika'da bulunan
Homo erectus fosilleri giderek daha fazla önem kazandı. (Bu arada,
Homo erectus olarak tanımlanan fosillerin bir kısmının, bazı evrimciler
tarafından "Homo ergaster" adlı ikinci bir sınıflamaya dahil edildiğini
de belirtmek gerekir. Bu konuda aralarında anlaşmazlık vardır. Biz
söz konusu fosillerin hepsini Homo erectus sınıflaması içinde ele
alacağız.)
Afrika'da bulunan Homo erectus örneklerinin en ünlüsü, Kenya'daki
Turkana Gölü yakınlarında bulunan "Narikotome homo erectus" ya da
"Turkana Çocuğu" fosilidir. Bu fosilin sahibinin 12 yaşında bir
çocuk olduğu ve büyüdüğü zaman yaklaşık 1.83 boyunda olacağı saptanmıştır.
Fosilin dik iskelet yapısı günümüz insanından farksızdır. Amerikalı
paleoantropolog Alan Walker, "ortalama bir patolojistin bu fosilin
iskeletiyle, bir modern insan iskeletini birbirinden ayırmasının
çok güç olduğunu" söyler.9
Walker kafatası için de, "bir Neandertal kafatasına aşırı derecede
benzediğini" söylemektedir.10
Neandertaller biraz sonra inceleyeceğimiz gibi günümüz
insanın bir ırkıdırlar. Dolayısıyla Homo erectus da yine günümüz
insanın bir ırkıdır. Nitekim evrimci Richard Leakey bile Homo erectus'un
günümüz insanı ile olan farklılığının ırksal farklılıktan öte bir
anlam taşımadığını şöyle ifade eder:
|
700 BİN YILLIK GEMİ MÜHENDİSLERİ
|
| ""ANTİK
DENİZCİLER": İlk insanlar sandığımızdan çok daha akıllıydı..."
New Scientist dergisinde yayınlanan 14 Mart 1998 tarihli bu
habere göre, evrimcilerin Homo erectus adını verdikleri insanlar
700 bin yıl önce gemicilik yapıyorlardı. Gemi yapacak bilgi
ve teknolojiye ve deniz ulaşımını gerektiren bir kültüre sahip
olan bu insanların "ilkel" sayılması elbette imkansızdır."
|
Herhangi bir kişi farklılıkları
farkedebilir: Kafatasının biçimi, yüzün açısı, kaş çıkıntısının
kabalığı vs. Ancak bu farklılıklar bugün değişik coğrafyalarda
yaşamakta olan insan ırklarının birbirleri arasındaki farklılıklardan
daha fazla değildir. Böyle bir varyasyon, topluluklar birbirlerinden
uzun zaman aralıklarında ayrı tutuldukları zaman ortaya çıkar.11
Connecticut Üniversitesi'nden Prof. William Laughlin, Eskimolar ve
Aleut Adaları insanları üzerinde uzun yıllar anatomik incelemeler
yapmış ve bu insanlar ile Homo erectus'un şaşırtıcı derecede birbirlerine
benzediklerini görmüştür. Laughlin'in vardığı sonuç, tüm bu ırkların
gerçekte Homo sapiens türüne (modern insana) ait farklı ırklar olduğudur:
Hepsi Homo sapiens türüne
ait olan Eskimolar ve Avusturalya yerlileri gibi uzak gruplar
arasındaki büyük farklılıkları dikkate aldığımızda, Homo erectus'un
da kendi içinde farklılıklar taşıyan bu türe (Homo sapiens'e)
ait olduğu sonucuna varmak çok mantıklı gözükmektedir.12
Homo erectus'un yapay bir sınıflama olduğu, Homo erectus kategorisine
dahil edilen fosillerin gerçekte Homo sapiens'ten ayrı bir tür sayılacak
kadar farklılık taşımadığı, son yıllarda bilim dünyasında giderek
daha fazla dile getirilmektedir. American Scientist dergisinde,
bu konudaki tartışmalar ve 2000 yılında bu konuda yapılan bir konferansın
sonucu şöyle özetlenmektedir:
Senckenberg konferansına katılanların çoğu, Michigan
Üniversitesi'nden Milford Wolpoff, Canberra Üniversitesi'nden Alan
Thorne ve meslektaşları tarafından başlatılan ve Homo erectus'un
taksonomik statüsünü ele alan ateşli tartışmaya dahil oldular. Bunlar
(Wolpoff ve Thorn) güçlü bir şekilde, Homo erectus'un bir tür olarak
geçerliliğinin bulunmadığını, tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini
savundular. Homo cinsinin tüm üyeleri, 2 milyon yıl öncesinden günümüze
kadar, varyasyona oldukça açık ve geniş alanlara yayılmış tek bir
tür, yani Homo sapiens türüydü onlara göre, ve bu tür içinde doğal
kırılmalar ve alt bölünmeler bulunmuyordu. Konferansın konusu, Homo
erectus'un var olmadığıydı.13
|
HOMO ERECTUS: GERÇEK İNSAN
 
Homo
erectus, "ayakta dik olarak durabilen" insan anlamına
gelir. Bu türe dahil edilen fosillerin tümü, özgün insan
ırklarına aittir. Homo erectus fosillerinin çoğunun ortak
bir karakteristiği olmadığı için, kafataslarına dayanılarak
bu insanların tanımlanması oldukça zordur. Bu sebeple değişik
evrim araştırmacıları farklı sınıflandırmalar ve adlandırmalar
yapmışlardır. Üstte solda 1975'te Afrika Koobi Fora'da bulunan
ve Homo erectus'u genel olarak tanımlayabilecek bir kafatası
görülüyor. Sağda ise söz konusu belirsizliklere sahip bir
kafatası, Homo ergaster KNM-ER 3733.
Tüm bu farklı Homo erectus fosillerinin kafatası hacimleri
900 ile 1100 cc. arasında değişir. Bu değerler, günümüz
insanının beyin hacminin sınırları içindedir.
Yandaki KNM-WT 15000 ya da bir
başka adıyla Turkana Çocuğu iskeleti, bugüne kadar bulunmuş
belki de en eski ve en eksiksiz insan kalıntısıdır. 1.6
milyon yıl yaşında olduğu söylenen fosil üzerinde yapılan
araştırmalar, bunun 12 yaşında bir bireye ait olduğunu ve
bu kişinin boyunun yetişkinliğe ulaşınca 1.80 cm civarında
olacağını göstermiştir. Neandertal ırkı insanına büyük benzerlik
gösteren bu fosil, insanın evirim hikayesini yalanlayan
en çarpıcı delillerden biridir.
Evrimci Donald Johanson bu fosili şöyle tarif eder:"Uzun
ve zayıftı. Vücut şekli ve uzuvlarının oranları bugünkü
Ekvator Afrikalılarınkiyle aynıydı. Uzuvlarının ölçüleri,
bugün yetişkin beyaz Kuzey Amerikalılarla tamamen uyuşuyordu."
|
"Homo erectus yok" demek, "Homo erectus, Homo sapiens'ten farklı
bir tür değil, Homo sapiens içindeki bir ırk" anlamına gelmektedir.
Bir insan ırkı olan Homo erectus ile "insanın evrimi" senaryosunda
kendisinden önce gelen maymunlar (Australopithecus, Homo habilis,
Homo rudolfensis) arasında ise büyük bir uçurum vardır. Yani fosil
kayıtlarında beliren ilk insanlar, evrim süreci olmadan, aynı anda
ve aniden ortaya çıkmışlardır. Bu onların yaratılmış olduklarının
çok açık bir göstergesidir.
Ancak bu gerçeği kabul etmek, evrimcilerin dogmatik felsefelerine
ve ideolojilerine aykırıdır. Bu nedenle, özgün bir insan ırkı olan
Homo erectus'u yarı-maymun bir canlı gibi göstermeye çalışırlar.
Yaptıkları Homo erectus rekonstrüksiyonlarında, ısrarla maymunsu
hatlar çizerler. Öte yandan da Australopithecus ya da Homo habilis
gibi maymunları yine aynı yöntemle "insansı"laştırırlar. Bu yöntemle
maymunları ve insanları birbirlerine "yaklaştırıp" bu iki apayrı
canlı grubunun arasındaki uçurumu küçültmeye çalışmaktadırlar.
  
1.
Holly Smith, American Journal of Physical Antropology, Cilt 94,
1994, ss. 307-325
2.
Fred Spoor, Bernard Wood, Frans Zonneveld, "Implication of
Early Hominid Labryntine Morphology for Evolution of Human Bipedal
Locomotion", Nature, cilt 369, 23 Haziran 1994, s. 645-648.
3.Tim Bromage, New Scientist, cilt133, 1992, s. 38-41.
4.
J. E. Cronin, N. T. Boaz, C. B. Stringer, Y. Rak, "Tempo and
Mode in Hominid Evolution", Nature, Cilt 292, 1981, s. 113-122.
5.
C. L. Brace, H. Nelson, N. Korn, M. L. Brace, Atlas of Human Evolution,
2.b. New York: Rinehart and Wilson, 1979.
6.
Alan Walker, Scientific American, vol 239 (2), 1978, s. 54.
7.
Bernard Wood, Mark Collard, "The Human Genus", Science, vol 284,
No 5411, 2 April 1999, pp. 65-71.
8.Marvin
Lubenow, Bones of Contention, Grand Rapids, Baker, 1992, s. 83.
9.Boyce
Rensberger, The Washington Post, 19 Kasım 1984.
10.Boyce
Rensberger, The Washington Post, 19 Kasım 1984.
11.Richard
Leakey, The Making of Mankind, London: Sphere Books, 1981, s. 62.
12.
Marvin Lubenow, Bones of Contention, Grand Rapids, Baker, 1992.
s. 136.
13.
Pat Shipman, "Doubting Dmanisi", American Scientist, November- December
2000, p. 491
|