KUŞLARIN
VE MEMELİLERİN HAYALİ EVRİMİ
Hayali Kuş-Dinozor Bağlantısı
Archæopteryx'i ara form olarak göstermeye çalışan evrimcilerin
iddiası, başta da belirttiğimiz gibi kuşların dinozorlardan evrimleştiğidir.
Oysa dünyanın en önde gelen kuşbilimcilerinden biri olan Kuzey Carolina
Üniversitesi profesörü Alan Feduccia, bir evrimci olmasına karşılık,
kuşların dinozorlarla akraba olduğu teorisine kesinlikle karşı çıkmaktadır.
Feduccia, şöyle der: 25 sene boyunca kuşların kafataslarını
inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum.
Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi paleontoloji alanında
20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır.1Kansas
Üniversitesi'nde eski kuşlar üzerinde uzman olan Larry Martin de
kuşların dinozorlarla aynı soydan geldiği teorisine karşı çıkmaktadır.
Martin, evrimin bu konuda içine düştüğü çelişkiden söz ederken,
"doğrusunu söylemek gerekirse, eğer dinozorlarla kuşların aynı kökenden
geldiklerini savunuyor olsaydım, bunun hakkında her kalkıp konuşmak
zorunda oluşumda utanıyor olacaktım"2
demektedir. Kısacası, yegane temelini Archæopteryx'e dayandırmaya
çalışan "kuşların evrimi" senaryosu, sadece ve sadece evrimcilerin
önkabullerinin ve hayal güçlerinin bir ürünüdür.
|
SİNEKLERİN KÖKENİ NEDİR?

Evrim senaryolarından bir örnek:
Sinek yakalamaya çalışırken aniden kanatlanan dinozorlar!
|
Evrimciler, dinozorların kuşlara
dönüştüğünü iddia ederken, sinek avlamak için önayaklarını
birbirine çırpan bazı dinozorların resimde görüldüğü gibi
"kanatlanıp havalandıklarını" öne sürerler. Hiçbir
bilimsel dayanağı olmayan, sadece hayal gücünün bir ürünü
olan bu teori, aynı zamanda çok basit bir mantık çelişkisi
de içermektedir. Çünkü evrimcilerin burada uçuşun kökenini
açıklamak için gösterdiği örnek, yani sinek, zaten mükemmel
bir uçma yeteneğine sahiptir.
İnsan saniyede 10 kere bile kolunu
açıp kapayamazken, ortalama bir sinek, saniyede 500 kez
kanat çırpma yeteneğine sahiptir. Üstelik her iki kanadını
eşzamanlı olarak çırpar. Eğer kanatların titreşimi arasında
en ufak bir uyumsuzluk olsa sinek dengesini yitirecektir,
ama hiçbir zaman böyle bir uyumsuzluk olmaz.
Evrimciler ise, sineğin bu mükemmel
uçuş yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını açıklamaları gerekirken,
sineği çok daha hantal bir varlığın yani sürüngenin uçuşunun
nedeni olarak gösteren hayali senaryolar üretmektedirler.
Oysa sadece sinekteki üstün yaratılış
bile evrimin iddiasını geçersiz kılar. İngiliz biyolog Wootton
Robin, "Sinek Kanatlarının Mekanik Tasarımı" başlıklı
bir makalede şöyle yazar:
"Sinek kanatlarının işleyişini
öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın ne denli hassas ve
kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz... Son derece elastik
özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi
için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek
biçimde hassasiyetle biraraya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla
boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir."1
Öte
yandan, sineklerin hayali evrimine delil oluşturabilecek
tek bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Grassé "böceklerin
kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz" derken
bunu itiraf eder.2
1 J. Robin Wootton,
"The Mechanical Design of Insect Wings", Scientific
American, Cilt 263, Kasım 1990, s. 120.
2 Pierre-P Grassé, Evolution of Living Organisms, New York:
Academic Press, 1977, s. 30.
|
Memelilerin Kökeni
Evrim teorisi, daha önce de belirttiğimiz
gibi, denizden evrimleşerek çıkan hayali birtakım canlıların sürüngenlere
dönüştüğünü, kuşların da sürüngenlerin evrimleşmesiyle oluştuğunu
iddia eder. Aynı senaryoya göre sürüngenler yalnızca kuşların değil,
aynı zamanda memelilerin de atasıdırlar. Oysa vücutları pullarla
kaplı, soğukkanlı ve yumurtlayarak çoğalan sürüngenler ile, vücutları
tüylü, sıcakkanlı ve doğurarak çoğalan memeliler arasında çok büyük
yapısal uçurumlar vardır.
Bu uçurumların bir örneği, sürüngenlerin ve memelilerin çene yapılarıdır.
Memelilerde alt çenede tek bir kemik vardır ve dişler bu kemiğin
üzerine oturur. Sürüngenlerde ise alt çenenin her iki yanında üçer
tane küçük kemik bulunur. Bir başka temel farklılık, tüm memelilerin
orta kulaklarında üç tane kemik (örs, üzengi ve çekiç kemikleri)
bulunmasıdır; buna karşılık tüm sürüngenlerde orta kulakta tek bir
kemik yer alır. Evrimciler, sürüngen çenesinin ve sürüngen kulağının
aşamalı olarak memeli çenesine ve kulağına dönüştüğünü iddia ederler.
Bunun nasıl gerçekleştiği sorusu elbette cevapsızdır. Özellikle
tek kemikten oluşan bir kulağın üç kemikli hale nasıl dönüştüğü
ve işitme duyusunun bu sırada nasıl devam ettiği, asla cevaplanamayan
bir sorudur.
Nitekim sürüngenlerle memelileri birbirine bağlayabilecek
tek bir ara form fosili dahi bulunamamıştır. Bu yüzden evrimci paleontolog
Roger Lewin, "ilk memeliye nasıl geçildiği hala bir sırdır" demek
zorunda kalır.3

50 milyon yıllık yarasa
fosili; günümüzden farksız. (Science, Vol. 154)
|
Evrimciler
bütün memeli türlerinin ortak bir atadan geldiğini öne sürerler,
oysa ayı, balina, fare ya da yarasa gibi farklı memeli türleri
arasında büyük farklılıklar vardır. Dahası bu canlıların çok
özel tasarlanmış sistemleri bulunur. Örneğin yarasalar, karanlıkta
yol bulmalarını sağlayan çok hassas bir sonar sistemiyle yaratılmışlardır.
Modern teknolojinin taklit etmekle yetindiği bu gibi karmaşık
sistemlerin, evrimin iddia ettiği gibi rastlantılarla ortaya
çıkması ise mümkün değildir. Nitekim fosil kayıtları, yarasaların
bugünkü kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıktıklarını ve
hiçbir evrim geçirmediklerini göstermektedir. |
20. yüzyılın en büyük evrim otoritelerinden ve Neo-Darwinist teorinin
kurucularından biri olan George Gaylord Simpson ise, evrimciler
açısından çok şaşırtıcı olan bu gerçeği şöyle ifade eder:
Dünya üzerindeki yaşamın
en kafa karıştırıcı olayı, Mezozoik Çağı'nın, yani sürüngenler
devrinin, memeliler devrine aniden değişmesidir. Sanki bütün başrol
oyunculuğunun çok sayıda ve türdeki sürüngenler tarafından üstlenildiği
bir oyunun perdesi bir anda indirilmiştir. Perde yeniden açıldığında
ise, bu kez başrolünde memelilerin yer aldığı ve sürüngenlerin
bir kenara itildiği yepyeni bir devir başlamıştır. Ortaya çıkan
memelilerin bir önceki devire ait izleri ise yok gibidir.4
Dahası, aniden ortaya çıkan memeliler birbirlerinden çok farklıdırlar.
Yarasa, at, fare ve balina gibi son derece farklı canlıların hepsi
memelidir ve aynı jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır. Bu canlıların
aralarında evrimsel bir bağ kurmak, en geniş hayal gücü içinde bile
imkansızdır. Evrimci zoolog Eric Lombard, Evolution (Evrim) adlı dergide
şöyle yazar:
Memeliler sınıfı içinde
evrimsel akrabalık ilişkileri (filogenetik bağlar) kurmak için
bilgi arayanlar, hayalkırıklığına uğrayacaktır.5
Tüm bunlar göstermektedir ki, canlılar yeryüzünde her zaman için arkalarında
hiçbir evrimsel süreç olmadan, aniden ve kusursuz bir biçimde ortaya
çıkmışlardır. Bu, yaratılmış olduklarının çok somut bir ispatıdır.
Evrimciler ise, canlı türlerinin yeryüzünde belirli bir sıra ile ortaya
çıkmış olmalarını, evrimleşmiş olduklarının göstergesi gibi yorumlamaya
çalışırlar. Oysa canlıların yeryüzündeki ortaya çıkış sıralamaları,
ortada hiçbir evrim olmadığına göre, "yaratılışın sıralaması"dır.
Fosiller, yeryüzünün, üstün ve kusursuz bir yaratılışla, önce denizlerde
sonra da karada yaşayan canlılarla doldurulduğunu ve bütün bunların
ardından da insanoğlunun var edildiğini göstermektedir. İnsanoğlunun
yeryüzünde hayata başlaması da -büyük bir kitle telkiniyle kabul ettirilmeye
çalışılan "maymun insan" masalının aksine- bir anda ve eksiksiz bir
biçimde olmuştur.
  
1.
Pat Shipman, "Birds Do It... Did Dinosaurs?", s. 28.
2.
Pat Shipman, "Birds Do It... Did Dinosaurs?", s. 28.
3.
Roger Lewin, "Bones of Mammals, Ancestors Fleshed Out",
Science, cilt 212, 26 Haziran 1981, s. 1492.
4.
George Gaylord Simpson, Life Before Man, New York: Time-Life Books,
1972, s. 42.
5.
Eric Lombard, "Review of Evolutionary Principles of the Mammalian
Middle Ear, Gerald Fleischer", Evolution, Cilt 33, Aralık 1979,
s. 1230.
|