YARATILIŞ GERÇEĞİ
Kitabın
önceki bölümlerinde, canlılığın yaratılmadığını iddia eden evrim
teorisinin neden bilimsel gerçeklere tümüyle ters düşen bir safsata
olduğunu inceledik. Modern bilimin, paleontoloji, biyokimya, anatomi
gibi bilim dalları sayesinde çok kesin bir gerçeği ortaya çıkardığını
gördük. Bu gerçek, tüm canlıları Allah'ın yarattığı gerçeğidir.
Aslında bu gerçeği görebilmek için, mutlaka biyokimya laboratuvarlarının
ya da jeolojik kazıların karmaşık sonuçlarına ihtiyaç yoktur. İnsan,
etrafındaki hangi canlıyı incelese, bu canlıda olağanüstü bir aklın
delillerini görür. Bir böceğin ya da denizin karanlıklarındaki küçük
bir balığın vücudunda, insanoğlunun asla ulaşamadığı kadar büyük
bir teknoloji ve tasarım vardır. Bir beyne bile sahip olmayan kimi
canlılar, bazen insanın bile başaramayacağı kadar karmaşık işleri
büyük bir kusursuzluk içinde yaparlar.
Doğanın her yanına hakim olan bu büyük akıl, tasarım ve plan, elbette
ki tüm doğaya hakim olan üstün Yaratıcı'nın, yani Allah'ın varlığının
ispatıdır. Allah, tüm canlıları olağanüstü özelliklerle yaratmış
ve böylelikle insanoğluna Kendi varlığının ve gücünün apaçık delillerini
göstermiştir. İlerleyen sayfalarda doğadaki milyonlarca yaratılış
delilinden sadece birkaçını inceleyeceğiz.
Balarıları ve Mimari Harikası Petekler
Bilindiği
gibi balarıları ihtiyaçlarından kat kat fazla bal üretirler ve bunları
peteklerde saklarlar. Peteğin altıgen oluşu da herkes tarafından
bilinen bir özelliktir. Peki arıların neden sekizgen, veya beşgen
gibi geometrik şekillerde petekler değil de özellikle altıgen petekler
inşa ettiğini hiç düşündünüz mü?
Bu sorunun cevabını araştıran matematikçiler ilginç bir sonuca
vardılar: "Bir alanın maksimum kullanımı için en uygun geometrik
şekil altıgendir." Altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken,
inşası için en az balmumu gerektiren şekildir. Yani arı, olabilecek
en uygun şekli kullanmaktadır.
Peteğin inşasında kullanılan yöntem ise çok şaşırtıcıdır: Arılar
petek inşaatına iki-üç ayrı yerden başlarlar ve aynı anda iki-üç
dizi şeklinde peteği örerler. Yani çok sayıda arı, değişik yerlerden
başlayarak, aynı ölçülerde altıgenler yapıp, bunları birbirine ekleyerek
peteği örer ve en sonunda ortada buluşurlar. Altıgenlerin birleşme
yerleri o kadar ustaca yapılmıştır ki görünürde sonradan eklendiklerine
dair hiçbir iz yoktur.
Elbette arıların yaptıkları bu olağanüstü iş karşısında, bu canlıları
yönlendiren üstün bir iradenin varlığını kabul etmemiz gerekir.
Evrimciler bunu "içgüdü" kavramıyla geçiştirmeye ve arının kendisine
ait bir özellik gibi göstermeye çalışırlar. Oysa eğer bir "güdü"
varsa, bu tüm arılara hakimse ve birbirinden habersiz arıların uyum
içinde çalışmalarını sağlıyorsa, bu durumda tüm bu küçük canlılara
hakim olan üstün bir Akıl var demektir.
Daha açık bir ifadeyle, bu küçük canlıları yaratmış olan Allah,
onlara yapmaları gereken işi "ilham" etmektedir. Bu gerçek, 14 asır
önce Kuran'da insanlara şöyle bildirilmiştir:
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları
çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece
Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.
Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.
(Nahl Suresi, 68-69)
Şaşırtıcı Mühendisler: Termitler
Hiç
kimse bir termit kolonisinin toprağın üzerine inşa ettiği yuvasını
görünce şaşırmadan geçemez. Çünkü termit yuvaları, boyları yaklaşık
5-6 metreye kadar varabilen mimari harikalarıdır. Bu yuvanın içinde
vücut yapıları nedeniyle hiçbir şekilde güneş ışığına çıkamayan
termitlerin her türlü ihtiyacını karşılayan karmaşık sistemler bulunur.
Yuvada; havalandırma sistemleri, kanallar, larva odaları, geçitler,
özel mantar üretme bahçeleri, güvenlik çıkışları, sıcakta ve soğukta
kullanılan odalar, kısacası herşey vardır. Olayın daha da şaşırtıcı
bir yönü ise, bu olağanüstü yuvaları inşa eden termitlerin kör oluşudur.1
Ama buna rağmen, termitlerin, boyutları ile kıyasladığımızda kendilerinin
yaklaşık 300 katı büyüklüğünde bir mimari projeyi başarıyla gerçekleştirdiklerini
görürüz.
Termitlerin son derece şaşırtıcı bir yönleri daha vardır: İnşasına
başlanan bir termit yuvasını başlangıç aşamasında ortadan ikiye
ayırdığımızda ve bir süre sonra iki yuvayı birleştirdiğimizde, tüm
geçitlerin, kanalların ve yolların birbirini tuttuğunu görürüz.
Termitler sanki birbirlerinden hiç ayrılmamış gibi, tek bir yerden
emir alıyormuşçasına kendilerine düşen görevi yerine getirirler.
Ağaçkakanlar
Herkes,
ağaçkakanların ağaçları gagalayarak kendilerine yuvalar yaptıklarını
bilir. Ancak çoğu kimsenin düşünmediği nokta, bu hayvanların kafalarıyla
bu denli sert vuruşlar yapmalarına rağmen nasıl beyin kanaması geçirmedikleridir.
Çünkü ağaçkakanın yaptığı iş, bir insanın duvara çivi çakmak için
kafasını kullanmasına benzer. İnsan böyle birşeyi yapmaya kalksa
kuşkusuz önce beyin sarsıntısı sonra da beyin kanaması geçirecektir.
Oysa bir ağaçkakan sert bir ağacı 2.10 saniyeden 2.69 saniyeye kadar
38-43 darbe ile gagalayabilir ve hayvana hiçbir şey olmaz.
Çünkü ağaçkakanların kafa yapıları bu işe uygun şekilde yaratılmıştır.
Ağaçkakanın kafatası darbe şiddetini azaltıcı ve emici bir "süspansiyon"
sistemine sahiptir. Kafatasını oluşturan kemiklerin arasında, özel
yumuşatıcı dokular vardır.2
Yarasaların Sonar Sistemi
Yarasalar
zifiri karanlıkta kolayca uçarlar ve bunu gerçekleştirebilmeleri
için, çok ilginç bir yön bulma sistemine sahiptirler. Bu sistem,
biz insanların "sonar" olarak adlandırdığımız sistemdir; yani ses
dalgalarının yankısına göre etraftaki cisimlerin şekillerinin belirlenmesi.
Genç bir insan, saniyede 20.000 titreşimlik frekanstaki bir sesi
zorlukla ayırdedebilir. Oysa özel tasarlanmış "sonar sistemi" ile
uçan bir yarasa, saniyede 50.000 veya 200.000 titreşim arasındaki
sesleri kullanır. Bu sesleri her saniyede 20 ya da 30 kez etrafa
gönderir. Her sinyalin oluşturduğu yankıdan elde ettiği duyuş o
kadar şiddetlidir ki, yarasa sadece karşısındaki engelin pozisyonunu
anlamakla kalmaz, aynı zamanda hızla uçmakta olan avının yerini
de tespit edebilir.3
Balinalar
Memeli canlılar sürekli olarak
nefes alıp vermek zorundadırlar ve bu nedenle de su onlar için pek
uygun bir ortam değildir . Ancak bir deniz memelisi olan balinada,
karada yaşayan pek çok hayvana oranla çok daha etkin bir nefes alma
sistemiyle bu sorun çözülmüştür. Balina tek bir kerede nefes vererek,
kullandığı havanın % 90'ını ciğerlerinden atar. Bu sayede oldukça
uzun aralıklarda nefes alma ihtiyacı duyar. Aynı zamanda kaslarının
içerisinde oksijen depolamasını sağlayan, oldukça yüksek konsantrasyonlu
"myoglobin" adı verilen bir madde vardır. Bu sistemlerinin yardımıyla,
örneğin gin-back balinası 500 metrelik bir derinliğe dalabilir ve
nefes almadan 40 dakika kadar yüzebilir.4
Balinanın "burun delikleri" ise, karadaki memelilerin aksine, rahatlıkla
nefes alıp verebilmesi için sırtına yerleştirilmiştir.
Sivrisinekteki Tasarım
Sivrisineği
hep uçan bir canlı olarak biliriz. Ama aslında sivrisinek büyüme
evrelerini suyun altında geçirir ve sualtı dünyasından, dışarıdaki
dünyaya ihtiyacı olan tüm organlara sahip olarak, üstün bir "tasarım"la
çıkar.
Sivrisinek avının yerini saptayacak özel algılama sistemleriyle
donatılmış olarak uçmaya başlar. Bu haliyle ısı, gaz, nem ve koku
dedektörleriyle yüklü bir savaş uçağı gibidir. Hatta avını zifiri
karanlıkta bulmasını sağlayan özel bir "ısıya göre görüş" yeteneği
vardır.
Sivrisineğin "kan emme" tekniği ise, akıllara durgunluk verecek
kadar kompleks bir sisteme bağlıdır. Altı bıçaktan oluşan kesme
sistemiyle sivrisinek deriyi bir testere gibi deler. Kesme işlemi
sürerken, yaraya akıtılan bir salgı dokuları uyuşturur ve bu sayede
insan, kanının emildiğinin farkına bile varmaz. Bu salgı aynı zamanda
kanın pıthılaşmasını engelleyerek, emme işleminin devamını sağlar.
Eğer bunların biri bile eksik olsa, sivrisinek kanla beslenemeyecek
ve soyunu devam ettiremeyecektir. Bu olağanüstü tasarım nedeniyle
bu küçücük canlı bile tek başına yaratılışın apaçık bir delilidir.
Nitekim Kuran'da sivrisinek, Allah'ın varlığını akıl sahibi insanlara
gösteren bir örnek olarak vurgulanmaktadır. (Bakara Suresi, 26)
Bir başka ayette ise, Allah insanlara şöyle seslenmektedir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin,
Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya
gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek
onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen
de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)
  
1.
Bilim ve Teknik , Temmuz 1989, Cilt 22, sayı.260, s.59 bbb
2.
Grzimeks Tierleben Vögel 3, Deutscher Taschen Buch Verlag, Oktober
1993, s. 92
3.
David Attenborough, Life On Earth: A Natural History, Collins British
Broadcasting Corporation, June 1979, s.236
4.
David Attenborough, Life On Earth: A Natural History, Collins British
Broadcasting Corporation, June 1979, s.240
|